İsmail Işık

Çankırı'da sanatsever bir aile ocağında büyüyen Işık, 6 yaşından beri saz çalıyordu. Lise yılları boyunca geceleri düğünde, gazinoda saz çalarak eğitimini sürdürüyordu. Amacı inşaat mühendisi olmaktı, başardı ODTÜ'ye girdi. Öğrencilerine folklorik bir ortam sunan THBT Halk Müziği bölümü başkanı Ermeni asıllı Antranik Şendöner ile tanıştı. Işık'ın yeteneği kısa zamanda kendini gösterdi ve bu bölümün okul bitene kadar başkanlığını yürüttü.
THBT'nin çeşitli ülkelerde yaşayan 1500 üyesi, Türk halkının geleneklerinden, sanatına kadar araştırmalar yapıyor, gösteriler düzenliyor. Bu topluluğun "başkanı" yok, "ağası" var. "Millenyum Ağası" İsmail Işık'tı. O tarihte Işık başından geçen olayı anlatıyor: "MİT'ten bir yetkili geldi 'Sizi internet ortamında izliyoruz, dünyanın her yerinden yazışıyorsunuz, iletişiminiz sürüyor, ne işler yapıyorsunuz?" diye sordu, ben de anlattım. 'Peki' dedi, gitti..."

Müzikle olan profesyonel ilişkinizin etkisiyle mi, ODTÜ'den mezun olur olmaz kendi işinizi kurdunuz? Sanırım sazla, Türk halk bilimiyle, o 550 kişilik çatı altında yönetici pozisyonunda uğraşırken öğrendiklerimiz bir işletme masterıydı aslında. 5 yıl boyunca ODTÜ'nün sosyal kulübünde biz para kullanmasını, yönetimlerde çekişmesini, yönetimi kurmasını öğrendik. Sanatın iş dünyasına yansımasını gördük ve kendi işimin sahibi olmam gerektiğini anladım. O özgüvenle, 1976'da kendi işimi kurdum.

* Yine de zor olmadı mı? Ne de olsa hiç paranız yokmuş... Ailemin bir tane evi vardı. Gecekondu bölgesindeki evimizin yerine bir daire vermişlerdi. Babam onu sattı ve bana sermaye yaptı. Mühendislik bürosu açtım. Bir yıl sonra proje almaya başlamıştım. 1979'a kadar dört yıl ben kendi başıma çalıştım, bir sürü binalar yaptım. Ama 1978'den itibaren ilk enflasyonla tanıştığımız dönemdi o dönem ve biz hesabımızı bilemez olduk. Bütün kazanımlarım gitmeye başladı. Çünkü taahhütlerimiz var, bitiriyoruz ama hiçbir şey kazanamıyoruz. Ben de kendimi yurtdışına attım. Libya'ya gittim.