Yavuz Özüstün

yavuz-ozustunÜlkemizin en kültürlü ve çok cepheli müzik adamlarındandı. Çocuk yaşında, büyük akrabalarından Eyyûbi Mustafa (Sunar) Bey'den aldığı keman dersleriyle başladığını anlattığı müzik yolculuğu, aslında yerli İstanbul ailelerinin günlük atmosferi içinde doğal olarak bulunan bir paylaşım biçiminin şekillenmesiydi. Gençlikte müziğin farklı dallarına, edebiyat ve felsefeye yönelen Özüstün, bir yandan dünya müziğini izlemekte, bir yandan Üsküdar Musiki Cemiyeti de dahil yerli müzik ortamlarından kopamamaktadır. İktisat Fakültesi'nde okumuş, fikir kulüplerinden kopmamış, o yıllardaki yakın arkadaşlarından Arif Mardin ve Sina Kabaağaçlı'yla sürekli kendilerini geliştirmişlerdir. Fransızca ve İngilizceyi erken yaşta öğrenmesi, dünyayı takip etmesine de olanak vermiştir.

TRT'de tonmaister olarak önemli kayıtların aranan ismi olur. Berklee College of Music'ten ders ve sınav bantlarını Türkiye'den göndererek mezun olmuş bir cazcıdır. Caz aranjmanları yapmanın yanı sıra, 'kemani'liğini ihmal etmez. O dönem 'piyasa'sının kalbinde yer alır, Zeki Müren ve Nesrin Sipahi gibi ses starlarının başkemancısı olarak görülür. Türk Müziği Devlet Konservatuvarı'nın kuruluşundan (1975), emekli edildiği 2005'e dek Türk müziği nazariyatı ve müzikoloji öğretmenliğiyle müzik düşünce hayatının beyinlerinden biri olarak tartışılmaz alan kaplar.

Özüstün sözel kültürün üniversiteye intisabının müzik alanındaki en önemli temsilcilerindendi. Onda hem geleneğe saygıyı, hem de yeniliği, açıklığı, komplekssizliği görürdünüz. Türk müzik nazariyatının ve tarih yazımının çağdaş bir dile kavuşacağı bir gün olacaksa eğer, iddia ediyorum ki bu mayada hatırı sayılır bir Yavuz Özüstün etkisi vardır. Caz aranjmanı yaparken Dellalzâde'yi düşünebilen, geleneksel bahislerde alenen 'muhafazakâr' ve en önemlisi soran ve sizin sorularınızı da bulmanızı telkin eden kaç müzik adamı sayabilirsiniz, soruyorum.

Eski deyimle, onun 'rahle-i tedrisinden' geçmiş her müzikçinin dünyayla, ülkeyle, sanatla meselesi vardır. Maalesef yalnızdı ama onun varlığını bilenlere yalnız olmadığını hissettiriyordu. Nur içinde yat, Yavuz hoca.